Gençlerin milli ve manevi duygularını canlı tutarak; tek vatan, tek
devlet, tek bayrak, tek millet inancı ve idealini kazandırmak, tarih şuurunu toplumda yerelleşmesini sağlamak, dili doğru, etkin
bir şekilde kullanmasını teşvik ederek okuyan düşünen ve yazan gençliğin
oluşmasına katkı sağlamak amacıyla Çanakkale Zaferi ve Sarıkamış konu
başlıklarında “Çanakkale ve Sarıkamış’ın 100. Yılında 100 Bin Mektup”
sloganıyla Gençlerden Ecdada Mektup Yarışmasınına Amasya’yı temsilen
katılan ve 522 bin mektubun içerisinde 19-29
yaş grubunda ikinci olan Ümit Serhat Genç , Gençlik
Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Erdin ACAR, Gençlik Merkezi Müdürü Şahin GÜMÜŞ
Amasya Valisi Sayın Halil İbrahim ÇOMAKTEKİN ‘ i ziyaret ettiler.
Ziyaretten duyduğu
memnuniyeti dile getiren Vali Çomaktekin, gençlerimizin ecdadımıza sahip
çıkması ve milli bir tarih bilinciyle yetişmesinin önemine vurgu yaparak,
yapılan bu proje ile şanlı tarihimize adını altın harflerle yazdıran
kahramanlarımıza dikkat çekildiğini ifade etti. “Ümit gibi gençlerimiz
sayesinde geleceğimizin aydınlık olacağından eminim.” diyen Çomaktekin,
“Ülkemizde yaşayan herkesin bu toprakların nasıl vatan yapıldığını bilmesi ve
bu şuurla hareket etmesi gerekir.” dedi.
Ümit Serhat Genç ise, Vali
Çomaktekin’e teşekkür ederek, kahramanlarımıza hitaben yazdığı aşağıdaki mektubu Vali Çomaktekin’e okudu:
“Şehidim, sizleri anlamak bu milletin meselesini tamamıyla
anlamak demek Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh aziz dedem.
Sizlere karşı hangi kelam ile başlayacağıma karar veremedim, sevgili dedelerim.
Sizi hangi güzel söz ile selamlasam kâfi gelmez. Bugün bizi birbirimize düşman
etmeye çalışan zihniyete inat; sesiniz 100 yıl önceden gürce yükseliyor. 100
yıl önce yazdığınız, bu büyük cihan zaferini, birlik, beraberlik ve iman şuuru
reçetesi ile yazdınız. Aslında bugün de ihtiyacımız olan şuur Çanakkale'deki
Vahdet şuurudur.
Siz ne büyüksünüz ki o günü kurtardığınız gibi bugüne de reçete
olabiliyorsunuz. Selam olsun 276 kg'ın altına girip topa süren Seyid onbaşıya,
son nefesine kadar savaşan Bigalı Mehmet Çavuş' a, Elazığlı Muharrem oğlu
Bekir'e, Saray Bosnalı Veli oğlu İsmail 'e, Erzurumlu Osman oğlu Bedrettin'e,
Çorumlu Ömer oğlu Süleyman'a, Musullu Abdullah oğlu Hulusi'ye. Selam olsun;
Çanakkale cephesine ve Allah-u Ekber dağlarının kartallarına...
Çanakkale cephesindeki dedem sana sesleniyorum. Belki sen hiç
okul yüzü görmedin, ancak bugün biz senden kitaplarda görmediğimiz ve
göremeyeceğimiz; Vatan, Millet, Din aşkını gördük, düşmanı bile kendinize
hayran bırakışınızı gördük. Savaş başlamadan Churchill demişti ki,” Bir elimizi
arkamıza bağlar, bir elimizle de ezer geçeriz." Churchill ve
müttefiklerinin hesap edemedikleri bir güç vardı. Sizlerin yüreklerinizdeki iman
gücü...
Can mı? Yardan, serden, candan geçeli çok olmuştu. İnandığınız
değerleri çiğnetmemek uğruna, göz kırpmadan hatta seve seve şehadet şerbetini
içişinizi gördük. Sadece sen mi? Çanakkale'de canından vazgeçen dedem.
Kardeşinde Sarıkamış'ta Allah-u Ekber dağlarında seninle aynı değerler uğrunda
şahadete yürüyor. Bugün Sarıkamış’taki Sarıhanlı Mehmet dedemin mektubunu
okudum, göz yaşlarımı tutamadım..."Ana sana bu mektubu Allah-u Ekber
dağlarından yazıyorum, hakkını helal et. Elif kızın elinden elim kalkmıştır,
gayrı hakkını helal etsin. Üzülme Ana Sarıhanlı nere Sarıkamış nere deme,
Sarıkamış için ölmeyi bilmiyorsa bir adam, Sarıhanlı için nasıl yaşar. Her
seher vakti seccadenin aydınlığında ak alnını öptüğümü bil, beni öldü bilme.”
Evet dedem siz ölmediniz Yunus asırlar önce sizi tarif etmişti bile;
"Ölürse ten ölür, canlar ölücü değil."
Kimin için orda idiniz, gayeniz ne idi? Bunun cevabı o kadar
belli ki, bizler için; Ecdadınızdan aldığınız vatanı evladınıza onurluca teslim
etmek için, analarınızın, bacılarınızın, eşlerinizin ve hepsinde önemlisi
Ülkemize tecavüzü engellemek için... Bugün Çorumlu Ahmet ile Diyar-ı Bekirli
Haşim'i ayırmaya çalışıyorlar dedelerim. Ne olursunuz çıkın tarihten ve deyin
ki o zihniyete ; biz Çanakkale'de, bir ekmeğin iki ortağı, bir mezarın iki
sahibi, Sarıkamış’ta birbirimize sarılıp iki vücudu tek vücut yapmışız.
O gün yedi düveli dize getiren güç ayrımsız, imtiyazsız, din,
mezhep, ırk gözetmeksizin yek vücut olmamızın gücüdür. Ey Conkbayırı’nın,
Anafartalar’ın, İnce tepenin, Allah-u Ekber dağlarının ve tüm Osmanlı
coğrafyasının kahramanları size minnettarız. Biliyoruz ki siz ölmediniz sadece
mukaddes bir yolculuğa çıktınız. Önderiniz iki Cihan serveri. Bundan gayrı
bahtiyarlık mı olur ?
Bir de düşmanlarımızın hatıralarını okurken sizdeki merhameti
gördüm dedem. Susuzluktan inleyen Anzak askerine silahı bir köşeye bırakıp su
yetiştirişinizi ve daha da şaşırtıcısı çatışmadan sonra acıdan bağıran düşman
askerinin kurşununu çıkarıp yarasını sarışınızı okudum. İngiliz Komutan hatıralarında
boşa demiyordu. 'Tek ihtiyacımız biraz kin ve nefret. " Çünkü siz onlara
merhameti, merhametli olmayı göstermiştiniz. Onlarda bu merhamete karşılıksız
kalmak istemiyordu. Anzak askerleri itiraf ediyorlardı; "Biz bu güzel
milletle neden savaştığımızı bilmiyorduk..." Ey alnı vakarlı şehidim senin
yaptığın sadece silah savaşı değildi... Hoşgörünün, ahlakın, herkese kardeşçe
bakmanın kaybedilmeme savaşı idi ... İmanlı, şuurlu aziz milletimizin demiri
yenme savaşı idi. Ne büyüksün ki sen bu zorlu sınavdan başarı ile geçtin.
İnandığın değerleri çiğnetmemek uğruna canını göze alarak mücadele ettin.
Şunu bilesin ki bu şanlı görev bugün biz Evlatlarınıza verilse
sizden aldığımız güç ile değerlerimizi evvel Allah yine çiğnetmeyiz ,
Çanakkale’de çiğnetmediğiniz milli ruh rehberimizdir. Ey Allah-u Ekber
dağlarından sesi halen yükselen dedem. Sarıkamış deyince üşüyorum, titriyorum,
ağlıyorum. Rus komutan Retoviç'în hatıralarını okuduğumda öylesine duygulandım
ki, Sizin ölürken dahi dik duruşunuzu yere göğe sığdıramamış. Sizi şairler
övmesinde ne yapsın. Siz ki düşmanlarınızın hepsini kendinize hayran bırakmış
bir nesilsiniz. Ey Şehidim sen ayrı bir kahraman, seni yetiştiren Ana daha
büyük bir kahraman. Hani bir gün Çanakkale Cephesinde yaralanan Hüseyin Çavuş tedavi
edilmek için İstanbul’a getirilmişti. Anası da Oğlunu görmek için haberi alır
almaz memleketten İstanbul'a gelmişti. Oğlunun sadece ayağının yara olduğunu
görünce ; Oğluna kızmış “Oğul, ben seni bugünler için yetiştirdim. Sen ise ufak
bir yaraya cepheyi terk ediyorsun. Eğer çiğnenecekse vatanın bir karış toprağı,
memleketteki bir bacının ırzına tecavüz edilecekse ; sütüm sana helal değil.
Git Oğul, benden şehit anası olmamı esirgeme."
Bunu bugün biz rahatça yaza biliyoruz ama bir Ana yüreği bunu
söylerken nedenli yanıyordur aslında. Fakat Vatan, Milet, Din deyince tüm bu
yanmalar ikinci plana atılıyordu. Bu şuuru Avrupalı psikologlar çözemediler
vallahi efendim. Cepheye mermi taşırken yağmur başlayınca hasta evladının
üstündeki battaniyeyi alıp mermiler ıslanmasın diye mermilerin üstüne örten
Erzurumlu Nene hatun 'u anlamak onlar için mümkün değildi. Siz ki aynı kıblenin
evlatları, siz ki aynı siperin, aynı gayenin, aynı davanın, aynı inancın
neferleri, siz ki tek mezarın çok ortakları, siz ki bu toprakların kefaretini
kanla sulayarak vermiş bir ecdat; bir destanı kanları ile yazmış
Mehmetlersiniz. Adınız Ahmet, Alî, Ömer, Osman, Haşim, Tayyip idi belki ama siz
tıpkı yüreklerinizde tekleştiğiniz gibi İsimlerde de tekleştiniz. Artık hepiniz
Mehmet’tiniz.
Siz Vatan kurtulmadan dönmeyi bir an olsun düşünmeyenlersiniz,
ölümü şehadet bilip Allah' a seve seve koşanlarsınız. Siz ki saçını kınalayıp
Vatan'a kurban eden Ayşe hatunların evlatlarısınız. Siz bilmem Akif'i duydunuz
mu? Eminim bir kısmınız duymuştur sizleri bize o kadar müthiş anlattı ki sizi
"Bedr’in Aslanlarına benzetiyor, Sahabe ile sizin aranızda köprü oluyordu.
Şimdi ise şiirleri ile, sizin ile bizim aramızda tarifi imkansız bir köprü
kuruyordu. Tıpkı şu iki mısrasında olduğu gibi, sizi ve gayenizi ne dolgun
anlatıyor; “Sen ki İslam'ı kuşatmış boğuyorken hüsran, O demir çemberi göğsünde
kırıp parçaladın.”
Bugün sizi, Sizin bize emanetiniz Vatan topraklarından
selamlıyorum. Kabirlerinizde nur içinde yattığınızdan şüphem yok. Siz ölüme beş
kala Kur'an okuyanlarsınız, İki Cihan serverini imanınızla Berzahdan cepheye
indirdiniz. Bugün de eminiz ki onun mübarek kucağındasınız. Bugün belki sizin
bize ihtiyacınız yok fakat bizim size çok ihtiyacımız var. Şefaat mektubunuza,
cephede çelik toplar gibi duruşunuza ihtiyacımız var. Allah 'a emanet olunuz.
Ruhunuz Şad olsun, mezarlarınızda iyi uyuyunuz. Uğruna canınızı verdiğiniz
topraklar yine uğruna canını verecek evlatlarına; bizlere sahiptir. Ve tarih
boyunca da sahip olacaktır. Size Aşık torununuz Ümit.”